Bu sayfada
- Deyim nedir, neden önemli
- Konulara göre 40 yaygın İngilizce deyim
- Ders kitabında olup kimsenin söylemediği deyimler
- Deyimleri garip durmadan kullanmak
- Sık yapılan hatalar
- Türkçede karşılığı olan deyimler ve çeviri tuzakları
- Deyimler akılda kalacak şekilde nasıl öğrenilir
- Test: 12 cümle
- Sohbette kullanmak
- Sık sorulan sorular
Deyim nedir, neden önemli
Deyim (idiom), anlamı içindeki kelimelerin anlamından çıkmayan kalıplaşmış bir söz grubudur. Break the ice'ın buzla ilgisi yok: ilk tanışmadaki gerginliği gidermek demek. Cost an arm and a leg kolla bacakla ilgili değil: çok pahalı olmak demek. Türkçedeki "etekleri zil çalmak" ya da "kulak asmamak" gibi.
Deyimler phrasal verb'lerle (give up, find out) aynı şey değil, ikisi de birden çok kelimeden oluşsa da. Atasözü de değiller: atasözü kendi başına bir öğüt cümlesidir (Don't put all your eggs in one basket — "bütün yumurtaları aynı sepete koyma"), deyim ise kendi cümlene yerleştirdiğin bir ifadedir.
Neden uğraşmalı? Çünkü sürekli duyacaksın. İyi konuşmak için çok deyim kullanman gerekmiyor ama yaygın olanları anlaman gerekiyor; yoksa tek bir ifade yüzünden bütün sohbetin ipini kaçırabilirsin. İki üç tanesini doğal kullanmak da İngilizceni ezber değil rahat ve kendinden emin duyurur.
Konulara göre 40 yaygın İngilizce deyim
Bu kırkı renkli oldukları için değil, bugün günlük konuşmada ve iş hayatında gerçekten sık kullanıldıkları için seçildi. Alfabetik değil duruma göre öğren — ihtiyacın olduğunda doğru deyim aklına gelir.
Günlük hayat ve duygular
| Deyim | Türkçe anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| under the weather | biraz rahatsız, keyifsiz olmak | I'm feeling a bit under the weather today. |
| on cloud nine | havalara uçmak, çok mutlu olmak | She's been on cloud nine since she got the job. |
| a piece of cake | çocuk oyuncağı, çok kolay | The driving test was a piece of cake. |
| call it a day | bugünlük paydos etmek | We're all tired — let's call it a day. |
| hit the sack | yatmak, kafayı vurup yatmak | I'm exhausted. I'm going to hit the sack. |
| get cold feet | son anda korkup tereddüt etmek, cayacak olmak | He got cold feet the night before the interview. |
| sleep on it | karar vermeden önce bir gece düşünmek | Don't decide now — sleep on it. |
| the last straw | bardağı taşıran son damla | He was late again. That was the last straw. |
İş ve okul
| Deyim | Türkçe anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| learn the ropes | işi öğrenmek, işin inceliklerini kapmak | It took me a month to learn the ropes. |
| back to the drawing board | başa dönmek, plan tutmayınca sıfırdan başlamak | The client hated the design, so it's back to the drawing board. |
| think outside the box | kalıpların dışında, yaratıcı düşünmek | We need to think outside the box on this one. |
| get the ball rolling | işi başlatmak, topu yuvarlamak | Let's get the ball rolling with a quick introduction. |
| cut corners | işi baştan savma yapmak, kestirmeden gitmek | Don't cut corners on safety. |
| hit the books | sıkı ders çalışmak | I have to hit the books this weekend. |
| on the same page | aynı fikirde olmak, aynı şeyi anlamak | Before we start, let's make sure we're on the same page. |
| pull your weight | üstüne düşeni yapmak | Everyone on the team has to pull their weight. |
Para ve zaman
| Deyim | Türkçe anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| cost an arm and a leg | dudak uçuklatan bir fiyatı olmak, çok pahalı olmak | That new phone cost an arm and a leg. |
| break the bank | çok pahalıya patlamak (genelde olumsuz: "cebi yakmaz") | A weekend away won't break the bank. |
| once in a blue moon | kırk yılda bir | I only eat fast food once in a blue moon. |
| in the nick of time | tam zamanında, son anda | We got to the gate in the nick of time. |
| better late than never | geç olsun güç olmasın | You finally replied — better late than never! |
| kill two birds with one stone | bir taşla iki kuş vurmak | I cycle to work, so I kill two birds with one stone: exercise and no traffic. |
| time flies | zaman su gibi akıyor | Is it midnight already? Time flies when you're having fun. |
| on a shoestring | kıt kanaat, çok az parayla | We travelled around Asia on a shoestring. |
İnsanlar ve ilişkiler
| Deyim | Türkçe anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| break the ice | buzları eritmek | He told a joke to break the ice. |
| hit it off | hemen kaynaşmak, ilk görüşte anlaşmak | We met at a party and hit it off straight away. |
| pull someone's leg | birine işletmek, şaka yapmak | Relax, I'm just pulling your leg. |
| see eye to eye | aynı fikirde olmak, anlaşmak | My brother and I don't always see eye to eye. |
| get on someone's nerves | sinirine dokunmak, gıcık etmek | His constant complaining gets on my nerves. |
| let the cat out of the bag | ağzından kaçırmak, baklayı ağzından çıkarmak | Who let the cat out of the bag about the surprise party? |
| give someone the cold shoulder | birine soğuk davranmak, yüz vermemek | She's been giving me the cold shoulder all week. |
| in the same boat | aynı gemide olmak, aynı dertte olmak | Don't worry, we're all in the same boat. |
Zorluk ve başarı
| Deyim | Türkçe anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| bite off more than you can chew | boyundan büyük işe kalkışmak | With two jobs and a course, I bit off more than I could chew. |
| beat around the bush | lafı dolandırmak | Stop beating around the bush and tell me what happened. |
| the ball is in your court | top sende, karar senin | I've made my offer. Now the ball is in your court. |
| hang in there | dayan, pes etme | Hang in there — the first month is always the hardest. |
| a blessing in disguise | her işte bir hayır vardır; kötü görünen ama iyi çıkan şey | Missing that flight was a blessing in disguise. |
| go the extra mile | beklenenden fazlasını yapmak, elinden gelenin fazlasını yapmak | She always goes the extra mile for her customers. |
| break a leg | bol şans (özellikle sahneye, sunuma çıkmadan önce) | Your presentation is tonight? Break a leg! |
| it's not rocket science | öyle zor bir şey değil, uzay mühendisliği değil | Come on, it's not rocket science — just follow the steps. |
Ders kitabında olup kimsenin söylemediği deyimler
Pek çok ders kitabı bugün eski moda ya da komik duran deyimleri hâlâ öğretiyor. Ana dili İngilizce olanlar bunları anlar ama sıradan bir sohbette kullanırsan karşındaki gülümseyebilir — yanlış olduğun için değil, 1950'lerden bir film gibi konuştuğun için.
| Ders kitabı deyimi | Gerçek | Bunun yerine ne denir |
|---|---|---|
| It's raining cats and dogs. | En ünlü İngilizce deyim; ama neredeyse kimse ciddi ciddi kullanmıyor. Duyarsan genelde şakadır. | It's pouring. / It's pouring down. |
| She's the bee's knees. | Çok eski moda (1920'lerin argosu). Espri için olur, normal konuşmada tuhaf. | She's amazing. / She's brilliant. |
| I'm as fit as a fiddle. | Anlaşılır ama eskimiş; daha çok yaşlılar kullanır. | I feel great. / I'm in great shape. |
| A penny for your thoughts? | Kibar ama eski moda; bugün tiyatrovari duruyor. | What are you thinking about? |
İyi haber: yukarıdaki listedeki deyimlerin çoğu — a piece of cake, break the ice, on the same page, call it a day — hâlâ çok canlı. Bir deyimin güncel olup olmadığından emin değilsen tırnak içinde yeni haberlerde ya da altyazı sitelerinde ara: yalnızca "deyim listelerinde" çıkıyorsa atla.
Deyimleri garip durmadan kullanmak
Kelimeler sabit
Bir kelimeyi eş anlamlısıyla değiştiremez, araya artikel ekleyemezsin. Tek kelimeyi değiştirdiğinde deyim deyim olmaktan çıkar — karşındaki ya düz anlamı anlar ya da hiçbir şey anlamaz.
a piece of cake ✓ · a slice of cake ✗ · a piece of a cake ✗
Fiil normal çekimlenir
Deyimin içindeki fiil normal gramere uyar: zaman, -ing hâli, olumsuz ve soru biçimi her zamanki gibi çalışır.
Let's break the ice. · He broke the ice with a joke. · Breaking the ice is the hardest part.
Zamirler ve iyelikler uyarlanır
Deyimde someone ya da your varsa yerine doğru kişiyi koy: pull someone's leg → pulling my leg, pull your weight → pull their weight.
You're pulling my leg. · I was only pulling his leg. · Everyone has to pull their weight.
Deyimler gündelik dildir
Sohbette, mesajlarda ve iş arkadaşlarına yazdığın rahat e-postalarda kullan. Akademik yazıda, raporda ve resmî mektupta düz bir kelime tercih et.
This task is a piece of cake. (chat, message) · This task is straightforward. (report, essay)
Bir kural daha: deyimleri üst üste yığma. Üç deyimli bir cümle ("It was a piece of cake, so I was on cloud nine and called it a day") ders kitabı alıştırması gibi duyulur. Birkaç dakikalık konuşmada tek bir deyim mükemmeldir.
Sık yapılan hatalar
- The exam was a piece of a cake. ✗ → The exam was a piece of cake.
cake'ten önce artikel yok; deyim a piece of cake olarak sabit. - It cost an arm and leg. ✗ → It cost an arm and a leg.
İkinci a deyimin parçası: an arm and a leg. - Don't worry, he's pulling your legs. ✗ → Don't worry, he's pulling your leg.
Hep tekil — çok şaka yapsan da someone's leg denir. - I killed two birds with a stone. ✗ → I killed two birds with one stone.
Sabit biçim one stone; a stone çeviri gibi duyulur. - We are all in the same ship. ✗ → We are all in the same boat.
Türkçede "hepimiz aynı gemideyiz" deriz ama İngilizcede gemi değil kayık var: boat. Tipik bir birebir çeviri tuzağı.
Türkçede karşılığı olan deyimler ve çeviri tuzakları
Türkçe deyim bakımından çok zengin bir dil ve bu bir avantaj: listedeki deyimlerin bir kısmının neredeyse birebir Türkçe karşılığı var. Bunları "bedava" öğrenirsin — ama İngilizcedeki küçük farklara dikkat et.
- Neredeyse birebir: kill two birds with one stone = bir taşla iki kuş vurmak · break the ice = buzları eritmek (İngilizcede buz eritilmez, kırılır) · the last straw = bardağı taşıran son damla (İngilizcede damla değil saman çöpü: devenin belini kıran son saman) · in the same boat = aynı gemide olmak (gemi değil kayık).
- Aynı fikir, başka resim: once in a blue moon = kırk yılda bir · a piece of cake = çocuk oyuncağı · let the cat out of the bag = baklayı ağzından çıkarmak (Türkçede bakla, İngilizcede çuvaldaki kedi) · beat around the bush = lafı dolandırmak · better late than never = geç olsun güç olmasın · a blessing in disguise = her işte bir hayır vardır.
- Türkçeden birebir çevirme: "Etekleri zil çalıyor" → her skirts are ringing ✗, doğrusu she's on cloud nine. "Ağzının payını vermek" → give the share of his mouth ✗, doğrusu put someone in their place. "Kafayı yemek" de "Allah'ın işi" de İngilizceye kelime kelime geçmez. Türkçe deyimi İngilizceye çevirmek istediğinde önce İngilizce karşılığı olup olmadığını ara; yoksa düz anlamını söyle.
- "Hayırlı olsun", "kolay gelsin", "geçmiş olsun" deyim değil, kalıp dilek — İngilizcede tek bir karşılıkları yok. Bunlar için günlük konuşma kalıpları rehberine bak.
Deyimler akılda kalacak şekilde nasıl öğrenilir
- Önce resmi, sonra anlamı öğren. İki insan arasındaki ince bir buz tabakasını kırdığını hayal et. Deyimler resimdir; akılda kalmalarını sağlayan da o resim.
- Hep örnek cümleyle. "That phone cost an arm and a leg" akılda kalır; "arm and a leg = pahalı" kalmaz.
- Haftada üç beş tane yeter. Fazlası birbirine karışır. Her biri için kendi hayatınla ilgili bir cümle yaz.
- Kulak ver. Diziler ve podcast'ler deyim dolu. Listendeki birini duyduğunda durdur ve cümleyi yüksek sesle tekrarla (buna shadowing deniyor).
- Aynı gün gerçek bir sohbette birini kullan. Bir deyimi tanımak ile kullanmak farklı beceriler; deyimi senin yapan ikincisi.
Test: 12 cümle
Her deyimi eksik kelimeyle tamamla. Önce kendin karar ver, sonra cevabı aç.
1. The test was a piece of ___.
Cevap: cake — çok kolay, çocuk oyuncağı.
2. I'm feeling a bit under the ___, so I'll stay at home.
Cevap: weather — biraz rahatsız, keyifsiz.
3. That designer bag cost an arm and a ___.
Cevap: leg — çok pahalı.
4. We only see each other once in a blue ___.
Cevap: moon — kırk yılda bir.
5. He told a funny story to break the ___.
Cevap: ice — buzları eritmek, ilk tanışmadaki gerginliği gidermek.
6. Stop beating around the ___ and tell me what happened.
Cevap: bush — lafı dolandırmak.
7. I've done my part — now the ball is in your ___.
Cevap: court — top sende, karar senin.
8. We reached the station in the nick of ___.
Cevap: time — tam zamanında, son anda.
9. Let's call it a ___ and finish tomorrow.
Cevap: day — bugünlük paydos etmek.
10. Who let the cat out of the ___?
Cevap: bag — ağzından kaçırmak.
11. The first week was hard, but I'm slowly learning the ___.
Cevap: ropes — yeni bir işi öğrenmek.
12. Don't decide tonight — sleep on ___.
Cevap: it — karar vermeden önce bir gece düşünmek.
Sohbette kullanmak
Bir deyim ancak gerçek bir sohbette kendiliğinden ağzından çıktığında senindir. Bu sayfadan üç deyim seç ve TalkSmart'ın yapay zekâ konuşma partneriyle bir oturumda kullanmayı dene — haftanı, işini ya da planlarını anlat. Oturumdan sonraki rapor düzeltilmiş cümlelerini gösteriyor; deyimi doğru biçimde kullanıp kullanmadığını oradan görürsün.
Her ücretsiz hesapta bir konuşma oturumu var.
Sık sorulan sorular
İngilizcede deyim (idiom) nedir?
Anlamı içindeki kelimelerden tahmin edilemeyen kalıplaşmış bir ifadedir. Örneğin "break the ice" ilk tanışmadaki gerginliği gidermek (buzları eritmek), "once in a blue moon" ise kırk yılda bir demektir.
Kaç tane İngilizce deyim bilmem gerekiyor?
Binlerce deyim var ama çok daha azına ihtiyacın var. Bu sayfadaki birkaç düzine yaygın deyimi anlamak, günlük konuşmada ve iş hayatında duyacağın deyimlerin çoğunu karşılar; ikisini üçünü doğal kullanmak da akıcı duyulmana yeter.
IELTS Speaking sınavında deyim kullanmalı mıyım?
Evet, ama yalnızca doğru ve doğal kullanabildiklerini. IELTS Lexical Resource ölçütlerinde Band 7 ve üstünde "idiomatic vocabulary" geçiyor; ama zorlama ya da yanlış bir deyim kazandırdığından fazlasını kaybettirir. Resmî bir yazı olan IELTS Writing Task 2'de deyimden kaçın.
Deyim ile phrasal verb arasındaki fark nedir?
Phrasal verb, bir fiil ile up, out, off gibi küçük bir kelimenin birleşimidir (give up, find out). Deyim ise düz anlamı olmayan herhangi bir kalıp ifadedir (a piece of cake, break the ice). Bazı phrasal verb'ler deyimsel anlam taşır ama deyimlerin çoğu phrasal verb değildir.
Bunu sesli pratik yapmak ister misin?
TalkSmart yapay zekâ sınav görevlisiyle gerçek zamanlı konuşma pratiği sunar — cue card, süre ve band puanı dahil.